Emekleme dönemimin henüz yeni yeni bittiği dönemler yürümeye çalışırken ben, sen geldin yanı başıma. Elimi tutuverdin. Ben, direk koşmaya başladım…
Koştuk seninle ilk önceleri hızımızı alamadan, yorulmak bilmeden koştuk. Zaman’la nefesimiz kesilmeye başladı. Sonra bacaklarımızın gücü tükenmeye… Daha sonra ellerimiz ayrılmaya başladı. Tökezlemeye, düşmeye başladık… Her düşüş sonrası bir birimize güç vererek kaldırmaya çalışırken çok daha güçsüz kaldık… Daha sıkı tutmaya çalışırken ellerimizi her defasında daha kötü, artık kapanmayacak yaralar açacak şekilde düşü verdik… Sonra, yorulduğumuzu fark edip yürümeye başladık. Yürürkende düşmeye/düşürmeye başlayınca kendimizi duralım dedik. Ve durduk!!!
Şimdi sen yoksun. Ama ben yürümek zorundayım. Hayır, bir ele ihtiyacım yok bu defa. Aslına bakarsan benim bir eli tutacak gücümde yok artık. Tek başıma önce ufak adımlar atıp yavaş yavaş yüremeye başlamalıyım. Koşabilirmiyim bilmiyorum… Ama bir daha koşsam bile seninle koştuğum kadar uzun koşabileceğimi sanmıyorum. Çünkü ben başka bir başka eli tutacak olsam da asla avuç içini hissederek tutamayacağım bir başka eli…